Psikoloji 4 dk okuma Selin Arısoy
Dilimin Ucunda: Bildiğiniz Kelime Neden Bir Türlü Gelmez?
Kelimeyi bilmek ile ona ulaşmak aynı şey değildir. Hafızanın iki katmanı ve o sinir bozucu tıkanmanın ardındaki mekanik.
Anlatmak istediğiniz bir şey var, kelimeyi tam olarak biliyorsunuz, kaç heceli olduğunu bile hissediyorsunuz ama söz bir türlü ağzınıza gelmiyor. Konuşma yarıda kalır, cümle başka bir yoldan tamamlanmaya çalışılır ve o kelime saatler sonra, hiç beklenmedik bir anda kendiliğinden gelir.
Bu durum unutmakla karıştırılır ama tam olarak unutmak değildir. Bilgi yerindedir, erişim yolunda bir aksama vardır. Hafızanın nasıl çalıştığını anlamak açısından bu küçük tıkanma, sorunsuz hatırlamalardan çok daha fazla ipucu barındırır.
Bilmekle Erişmek Aynı Şey Değil
Bir kelimeyi bilmek, o kelimeyi istediğiniz anda çağırabileceğiniz anlamına gelmez. Zihinde bilginin depolanması ile o bilgiye ulaşan yolun açık olması iki ayrı meseledir. Tıkanma neredeyse her zaman ikincisinde yaşanır.
Bunun en açık kanıtı, kelime gelmediği halde onun hakkında çok şey söyleyebilmenizdir. Hangi harfle başladığını, kaç heceli olduğunu, hatta hangi kelimeye benzediğini bilirsiniz. Tamamen unutulmuş bir bilgi bu ayrıntıları taşımaz.
Bu yüzden dilin ucunda kalma hali, hafızanın bozulduğunun değil, iki ayrı katmandan oluştuğunun göstergesidir: anlam katmanı ve ses katmanı.
Anlam Var, Ses Yok
Bir kavramı düşündüğünüzde önce anlamı canlanır. Ne olduğunu, ne işe yaradığını, nerede kullanıldığını bilirsiniz. Ardından bu anlama bağlı ses kalıbının çağrılması gerekir; işte bağlantı çoğunlukla burada zayıflar.
Anlam güçlü biçimde etkinleşmişken ses kalıbı yeterince uyarılmazsa, zihin kavramı avucunda tutup adını bulamaz. Bu his son derece rahatsız edicidir çünkü eksiğin ne olduğunu tam olarak bilirsiniz.
Kelime sonradan kendiliğinden geldiğinde de genellikle aramayı bıraktığınız bir anda gelir. Ses kalıbına giden yol, üzerine gidilmediğinde daha kolay açılır.
Neden Özel Adlar Daha Sık Takılır
Bu tıkanma en çok isimlerde yaşanır. Bir yerin, bir markanın ya da tanıdığınız birinin adı, sıradan kelimelerden çok daha sık dilin ucunda kalır. Bunun yapısal bir nedeni vardır.
Sıradan bir kelime, anlam ağı içinde onlarca komşuya bağlıdır. Eş anlamlıları, zıt anlamlıları, birlikte kullanıldığı ifadeler vardır. Bu bağların her biri kelimeye ulaşan ayrı bir yol demektir.
Özel adlar ise anlam bakımından çoğunlukla yalnızdır; işaret ettikleri tek şeye bağlıdırlar. Tek bir yol olduğunda o yol tıkandığında alternatif kalmaz.
Yanlış Kelimenin Yolu Tıkaması
Tıkanma sırasında sık sık istemediğiniz bir kelime ısrarla tekrar gelir. Aradığınıza benzeyen ama olmadığını bildiğiniz bu kelime, aramayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırır.
Bir kez etkinleşen kelime, her tekrar denemesinde biraz daha güçlenir ve doğru kelimenin önünü keser. Bu yüzden aynı anda ne kadar çok denenirse, yanlış seçenek o kadar sağlamlaşır.
Sıklık ve Aradan Geçen Zaman
Nadiren kullanılan kelimeler daha sık takılır. Bir ifadeyi aylardır kullanmadıysanız, ona giden yol zayıflamış demektir. Kullanım, yolu düzenli olarak yeniden açan şeydir.
Benzer şekilde, uzun süredir görmediğiniz birinin adı, her gün gördüğünüz birinin adından çok daha zor gelir. Bu, kişiyi unuttuğunuz anlamına gelmez; sadece adına giden bağın seyrelmiş olduğunu gösterir.
Israrla Aramanın Ters Etkisi
Kelimeyi zorlayarak bulmaya çalışmak çoğu zaman işe yaramaz. Aksine, yanlış seçenekleri güçlendirdiği için tıkanmayı uzatır. En etkili yaklaşım aramayı bırakmak ve konuyu değiştirmektir.
İşe yarayan bir başka yöntem, kelimenin kendisini değil çevresini düşünmektir. Nerede duyduğunuzu, kimin söylediğini, hangi bağlamda geçtiğini hatırlamak, kelimeye farklı bir yoldan yaklaşmayı sağlar.
Alfabeyi zihinden geçirmek de bazı durumlarda yardımcı olur, çünkü ses katmanına doğrudan bir uyarı gönderir. Ama bunu da zorlamadan, kısa süre denemek yeterlidir.
Ne Zaman Sıradan, Ne Zaman Not Almalı
Ara sıra yaşanan bu tıkanmalar son derece olağandır ve her yaşta görülür. Kelime dağarcığı geniş olan kişilerde daha sık yaşanması bile mümkündür, çünkü seçenek arttıkça arama işi zorlaşır.
Dikkate değer olan, tek tek olaylar değil genel eğilimdir. Sıklığın belirgin biçimde artması, günlük konuşmayı sürdürmeyi zorlaştırması ya da tanıdık nesnelerin adlarının da kaybolmaya başlaması durumunda bunu bir uzmanla konuşmak yerinde olur.
Dilin ucunda kalan kelime, hafızanın bir arızası değil çalışma biçiminin doğal bir sonucudur. Anlamı tutup adı bulamamak, zihnin bilgiyi tek bir bütün halinde değil katmanlar halinde sakladığını gösterir. Bunu bilmek, o sinir bozucu anı biraz daha katlanılır kılar ve en azından ısrarla zorlamak yerine beklemenin neden daha akıllıca olduğunu açıklar.